Hayat çoğu zaman planladığımız gibi gitmez..

“Kul kurar, kader güler” diye bir söz vardır ve çok doğrudur.

Hepimiz bir koşturma içindeyiz iş, aile, sosyal çevre ve hepsi zihnimizde yaptığımız planları tutturma çabasından ibaret. En basit örneği, arkadaşımızla bir kahve içmeye giderken bile “Nerede, saat kaçta buluşalım, ne yapalım?” diye plan yaparız. Oysaki daha evden dışarı adım atmadan dış koşullar bize sürprizler çıkarmak için fırsat kollar durur..

İş hayatında kurumsal firmalarda çalışanların performanslarını değerlendiren yıllık hedef kartları vardır; bu kartlarda yıllık hedefler belirlenir ve kişiler o hedefleri tutturabilmek için yıl boyunca çalışır.

Aile hayatında ebeveynlerin hedefleri vardır; geçimi sağlamak ve varsa evlatlarının iyi yetişmesini, iyi eğitim almasını sağlamak, iyi koşullarda yaşatmak gibi.

Sosyal hayatta hedefler vardır; network ağımızı genişletmek için uğraşırız, insanların bizi sevmesi için çabalar ve iyi şeyler yapmaya çalışırız.

İnançlarımızda hedefler vardır; mensup olduğumuz din veya felsefenin kuralları doğrultusunda yaşamak, iyi olanı yapıp, kötü olandan uzak durma çabamız vardır.

Kendi içimizde hedeflerimiz vardır; erken ölmemeye çalışmak, mutlu olmaya çalışmak, mantık ve duygularımızın kuralları doğrultusunda seçimler yapıp kendimizi iyi hissetmektir hedefimiz.

Tüm bunlara çabalarken hayat sürprizleriyle tabiri caizse “mücadele eder” fakat doğru tabirle “otomatik uyumlanarak” hayatımızı devam ettiririz. İşler planladığımız gibi gitmediğinde yeni hedefler çıkabilir, hedeflerde sapmalar olabilir. Bu durumlarda “hedef içinde hedefler” hayatımızı sarmalar. Emek verdiğiniz işi terk etmek zorunda kalabilirsiniz, başkaları emeğinizin üzerine konmaya çalışabilir, haksızlığa uğrayabilirsiniz, başarılı olma yolunda engellenebilirsiniz, takdir edilmeyebilirsiniz, terk edilebilirsiniz, çok çalıştığınız halde yanlış adımlar attığınız için başarısız olabilirsiniz..

İşte bu noktada kaderimizi, şartlara verdiğimiz tepkiler ve seçimlerimiz belirliyor. Genelde insanlar davranışlarının sorumluluğunu almak istemez; ya kaçar ya inkar eder. Tercihlerimiz gidişatı çok büyük oranda etkiler.

İstesek de istemesek de hayata uyumlanarak devam ediyoruz; eğer uyumlanamazsak varlığımızı sürdüremeyiz. Doğa milyarlarca yıldır başına gelenlere uyumlanarak ve dönüşerek varlığını devam ettiriyor.

Uyumlanma, planlamanın ve hedefe ulaşmanın en sürdürülebilir yöntemlerinden biri. Ancak buradaki kritik nokta bunu “nasıl” yaptığın. Duyguların ve mantığın dengeli akışı içinde mi yoksa kendine ve çevrene zarar verecek şekilde mi?

Şimdi bir düşün; hayatın sürprizleri karşısında tepkilerin nasıl oluyor? Ağırlıklı olarak duygusal tepkiler mi veriyorsun zihinsel mi? Öfkeleniyor musun, küsüyor musun, çözüm mü arıyorsun, daha güçlü mü hissediyorsun? Öncelikle tepkinin zihinsel mi duygusal mı olduğunu irdele. Sonra duygusal ise hangi duygunun çıktığını, zihinsel ise hangi yaklaşımın çıktığını gör. Kendini gözlemlediğinde kendini tanımış ve hayatını nasıl yönettiğinin farkına varmış olacaksın. Bunu farkettiğinde ipleri eline almaya başlayacak ve gidişatı değiştirebileceksin.

Hayattaki iyi süprizlere kucak açtığın gibi kötü sürprizlere de kucak aç. Karşına çıkandan ne öğreneceğinin meraklısı ol. Hayat harika bir öğretmendir ve sen öğrenene kadar dersi tekrarlamaya devam eder. Dersten kalmamak ve tekrar etmemek adına kendini, tepkilerini tanıman çok önemli.

Şimdi, her ne olmuş ve olacaksa olsun planlarına sürprizlerin sızması ihtimaline açık ol. Böyle olduğunda koşullar seni olumsuz etkileyemeyeceği için daima keyifli ve huzurlu olursun. Mecburiyetten uyumlanma, uyumlanmaya istekli ol; akışın kendisi ol, “su gibi ol”. Böylece ne yıkarsın, ne de yıkılırsın. Hayata daima daha tecrübeli ve güçlü devam edersin.